Atatürk Döneminde Yabancı Okullar

Atatürk Ansiklopedisi sitesinden

Osmanlı Devleti’nde açılan gayrimüslim okulları; yabancı okullar ve azınlık okulları olarak ikiye ayrılır. Osmanlıdaki yabancı okulların açılışının başlangıcı, Osmanlı Devleti ile Fransa arasında 1536 yılında imzalanan ve “kapitülasyonlar” olarak adlandırılan anlaşmaya kadar gitmektedir. Başlangıçta sadece Fransa’ya tanınan ayrıcalıklar devletin zayıflamasıyla birlikte zamanla diğer Avrupa ülkelerine de tanınmıştır. Bu ayrıcalıklardan hareketle Fransa ve İtalya, Katolik Hristiyanları; Almanya hem Katolik hem de Protestanları; Rusya Ortodoksları; İngiltere ve Amerika Protestanları himaye haklarını elde etmişlerdir. Bu haklardan yararlanan Hristiyan misyonerler Osmanlı coğrafyasına yayılarak, çeşitli eğitim ve kültür kurumları açmışlardır. (Ayas, 1948: 692) Bu dönemde açılan yabancı okullar sadece Katolik mektepleriydi. Bunların öncülüğünü ve hamiliğini Papa ve Fransa yapmaktaydı. İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı’daki Latin çocuklarının eğitim işini bu kurumlar üstlenmiştir. Bu okulların öğretim programları oldukça zayıftı. Söz konusu okullarda Din Bilgisi, Kıraat ve Yazı dersleri okutulmaktaydı. Ancak 1583 yılında Pera Hristiyanlarının ricaları üzerine Fransız elçisi Papa’dan Cizvitlerin İstanbul’a gönderilmelerini istemiştir. Bu istek üzerine Pera Hristiyanlarının çocuklarının eğitilmesi için beş tane Cizvit gelmiş ve bu Cizvitler aynı yıl Latin öğrencileri ve birkaç tane de Sismatik Grek öğrencilerine ders vermeye başlamışlardır. Bu derslerden öğrencilerin ana babaları da yararlanmaktaydı. Böylece Saint Benuva Mektebinin temeli atılmış oldu. Fakat 1586 yılında çıkan bir salgın hastalıktan beş Cizvitten dördünün ölümü üzerine okul kapatılmıştır. Bundan sonra da çeşitli sebeple kısa aralıklarla kapanıp açılan Saint Benuva Mektebinde Kıraat, Gramer ve Grekçe, Riyaziye, Lisan ve Serbest Sanatlar okutulmuştur. Bu okulda Fransız Cizvitleri ve Grek asıllı hocalar ders vermiştir. 1693 yılından sonra bu okulda Fransızca, Türkçe, Grekçe öğretim yapılmaya başlanırken; kiliselerde de (Latin kiliseleri) Fransızca, Türkçe ve İtalyanca ayinler yapılmaya başlanmıştır. Fakat bu okula henüz Türk ve Müslüman öğrenciler gitmiyordu (Taşdemirci, 2001). 1587 yılında Fransız elçisi, Fransız Capucin­leri­nin gelmesi için Osmanlı Hükümetinden izin almıştır. 7 Temmuz 1626’da İstanbul’a gelen üç kişilik heyet 19 Temmuz 1626’da St. Georges Kilisesine yerleşmiş ve Hristiyanlığın esaslarını öğretmeye başlamıştır. Fransız Katolik misyonerleri olan Capucin­lerin eğitim faaliyetleri, Fransa hükümetinin de desteğiyle yoğun bir şekilde devam etmiştir. Fransa Osmanlı Devleti’ndeki elçilik ve konsolosluklarına tercüman yetiştirmek amacıyla Capucinlerin okullarına öğrenciler göndermiştir. Bu okullarda öğrencilere Latince, Fransızca ve İtalyancanın yanında Türkçe, Rumca ve Ermenice de öğretilmekteydi (Haydaroğlu, 1993). Fransa bu okullarla siyasi tesirini artırmayı amaçlamıştır. Hem elçiliği için okul açmış hem de Katolik dünyasının hamisi gibi davranarak mezhep kuruluşlarını amaçları doğrultusunda kullanmıştır. Misyonerler büyük çabalar sarf ederek yabancı devletlerin de izin ve imtiyazıyla dinî faaliyetlerinin yanı sıra okul açma hakkına da kavuşmuşlardır. Ancak bununla da yetinmeyip cemaat okullarını da himayeleri altına almışlardır. Zaten Osmanlıdaki misyonerlerin asıl gayesi Müslümanları Hristiyanlaştırmak değil gayrimüslimleri (Rumları, Ermenileri, Yahudileri), kendi denetim ve himayeleri altına alarak, yabancı devletlerin siyasi amaçları doğrultusunda yönlendirmekti. Osmanlı’da 18. yüzyıla kadar sadece Katolik okulları vardı ancak zamanla Fransa dışındaki devletlerin de ayrıcalıklara kavuşmasıyla, bu okullar sayı ve çeşit olarak hızla artmıştır. Yabancı okulların amacı, azınlık olan Hristiyan çocuklarını eğitmekti. Avrupa devletleri Osmanlı Devleti’nin zayıfladığını görerek başta gayrimüslim tebaa olmak üzere Osmanlı içindeki etnik grupları eğitmek ve kendine yaklaştırmak amacını da gütmüştür. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar çok sayıda ve türde yabancı okul olmamıştır. Yabancı okulların amaçları ve etkileri de çok farklı olmuştur. Bu okulların içinde ilgili devletin vatandaşı olan çocukların eğitimine yönelik hizmetlerde bulunanlar olduğu gibi Osmanlı vatandaşı olan çocukların eğitimine yönelik hizmetlerde bulunanlar da vardı. Yine yabancı okullar içinde hem dinî hem de laik olanlar vardır. Dinî okulların içinde Katolik, Protestan, Ortodoks ve Musevi okulları yer almaktadır. Bu dinî okullar Osmanlı ülkesinde hızla yayıldıkları sırada Avrupa’da kovuşturulmakta ve sınır dışı edilmekteydi. Avrupa ülkeleri kendileri için zararlı gördükleri bu okulların Osmanlı ülkesinde açılmasını sakıncalı bulmamışlar, aksine insan hakları adına gerekli görmüşlerdir (Ayas, 1948: 37-38). Osmanlı yönetimi yabancı devlet ve azınlık okullarının denetimsiz ve serbest kalmasından ötürü devlete zararlı hâle geldiğini fark ettikten sonra çeşitli önlemlerle bu okulları kontrol altına alma yolları aramaya başlamıştır. İlk olarak Gümrük Nizamnamesi ile denetim kurma yolu seçilmiştir. Nizamnameyle, Hristiyan hastanelerinin, gayrimüslim dernek ve yardım kuruluşlarının gümrükten geçen sandıklarının kontrole tabi tutulması kararı alınmıştır. Zira yabancı okulların kullandığı yayınlar ve araç gereçler daha önce gümrükten kontrolsüz geçmekteydi. Osmanlı Devleti’nin bu kararı Avrupa elçiliklerinin tepkisini çekmiştir. İkinci ve önemli bir diğer adım Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’dir. Tanzimat’la başlayıp Islahat Fermanı’yla gelişen haklar sonucu son derece yaygınlaşan yabancı okullar böylece kontrol altına alınmaya başlanmıştır. Bu nizamname ile yalnızca yabancı okullar değil, Osmanlı Devleti’nin okulları da nizam ve denetim altına alınmaya çalışılmıştır. Nizamnamede özel okulların tanımı yapılmış, bunların giderlerinin nasıl karşılanacağı belirtilmiştir. Diğer taraftan öğretmenlere diploma alma şartı getirilmiştir. Okutulacak kitap ve ders programı çizelgelerine Maarif Nezaretinden onay zorunluluğu ve yeni açılacak okullara ruhsat mecburiyeti getirilmiştir. Maarif-i Umumiye Nizamnamesi önemli hükümler içermesine rağmen tam anlamıyla uygulanamamıştır. Yabancı devletlerin yoğun baskısı, devletin yeterli denetim elemanının olmayışı, ağır işleyen bürokrasi vb. sebeplerle nizamname hayata geçememiştir. Yabancı okullar ancak 1914 yılında kapitülasyonların geçici olarak kaldırılmasıyla denetim altına alınabilmiştir. Devlet 1915 yılında yayımlanan Mekâtib-i Hususiye Talimatnamesi ile kontrol alanını daha fazla genişletmeye ve kesin hükümler koyma eğilimine girmiştir. Bu talimatname ile yabancıların açtığı özel dershaneler de özel okullar kapsamına alınmış ve yabancıların okul açmalarına ilişkin yeni barajlar getirilmiştir (Vahapoğlu, 1990:130). Ancak Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşında mağlup olması ve ülkenin İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi, yabancı okulları tekrar eski hâllerine döndürmüştür. Yabancı okullar konusuna kesin çözüm Kurtuluş Savaşı sonunda getirilmiştir. Yabancı okulların millî mücadele döneminde işgal kuvvetlerine her türlü yardımı yapmaları Atatürk’ün dikkatinden kaçmamıştır. Atatürk, Maurice Pernot ile yaptığı görüşmede şunları dile getirmiştir: “Biz istiyoruz ki okullarınız kalsın. Ancak oralardaki dinî propagandadan şüphe edebiliriz. Fakat Türkiye’de bizim okullarımızın bile elde edemediği imtiyazlara yabancı okulların malik olmasını kabul edemeyiz. Kuruluşlarınız aynı nitelikteki Türk kuruluşlarına konulmuş kanun ve düzenlere uydukça yerinde kalabilir” (Başgöz ve Wilson, 1968: 85). Yabancı okullara karşı duyulan şüphe dinî propaganda, imtiyaz isteğinde bulunma, kanun ve düzenlere uymama endişesinden kaynaklanmıştır. Nitekim 1927 yılında Bursa Amerikan Kız Okulundaki üç kız öğrencinin Hristiyan olması sonucunda yabancı okulların faaliyetleri hakkındaki şüpheler daha da güçlenmiş ve bu okul kapatılmıştır (Vahapoğlu, 1990: 149). Lozan konferansında Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcileri din, öğretim, sağlık ve yardım kurumlarıyla ilgili olarak karşılıklı mektuplaşmış; 30 Ekim 1914’ten önceki kurumlar yedi yıllığına tanınmıştır. 1935 yılında Maarif Vekâleti, Mekâtib-i Hususiye Talimatnamesine çok benzer yönerge yürürlüğe koyarak bu hususa bir çözüm getirmiştir. 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat’la başlayan eğitimdeki millîleşme ve laikleşme hareketi ile ülkedeki bütün okullar MEB’e bağlanmış, medreseler kapatılmış, okul programlarından din dersleri kaldırılmıştır. Türk okullarında yapılan bu düzenlemeler yabancı okullara da uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminde yabancı okullar tam olarak denetim altına alınarak çeşitli kısıtlama ve kurallar getirilmiştir. Ders kitapları, müfredat programı ve öğretmenlerin MEB tarafından denetlenmesi; Türkçe, Türk tarihi ve coğrafyası, yurt bilgisi derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulması; yabancı bir müdür yanında Türk müdür yardımcısının bulunması gerekliliği, yapılan düzenlemeler arasındadır (Sezer, 1999: 129).

Fahri TEMİZYÜREK


KAYNAKÇA

AYAS, Nevzad, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitimi, MEB Yayınları, Ankara 1948.

BAŞGÖZ, İlhan, WIL­SON, H. E., Türkiye Cumhuriyetinde Eğitim ve Atatürk, Ankara 1968.

HAYDAROĞ­LU (POLAT), İlknur, Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar, Ocak Yayınları, Ankara 1993.

SEZER, Ayten, Atatürk Döneminde Yabancı Okullar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1999.

TAŞ­DE­MİRCİ, Ersoy, “Türk Eğitim Tarihinde Azınlık Okulları ve Yabancı Okullar”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S 10, 2001, s.13-30.

VAHAPOĞLU, M. Hidayet, Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1990.