Refik Halit Karay (1889-1965)

25 Şub

Refik Halit Karay (1889-1965)

Refik Halit Karay (1889-1965)

Hem kültür adamı, hem de bir siyasetçi olarak bilhassa yazılarıyla etkili bir şahsiyet olan Refik Halit, edebiyatçılığının yanında tarihî bir kişiliktir. Türkiye tarihinin en önemli kısımlarından biri olan 20. yüzyılın ilk çeyreğinde meydana gelen siyasi olayların içerisinde bizzat yer almıştır. Makale, fıkra ve edebî eserlerinde 1908-1965 yılları arasında Türk toplumunun yaşadığı politik, ekonomik, tarihî, kültürel, toplumsal gelişme ve değişmeleri en iyi analiz eden aydınlardan biridir. Refik Halit, başta II. Meşrutiyet, İttihat ve Terakki Fırkası, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Mütareke Dönemi, Millî Mücadele devri, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik tarihî, dil ve edebiyat konuları üzerinde düşünmüş ve düşündüklerini okuyucuyla paylaşmış oldukça üretken bir yazardır.

15 Mart 1889 tarihinde, İstanbul’da Beylerbeyi semtinde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimine evde başlayan Refik Halit, daha sonra mahalle mektebine gitti. Sonra Divanyolu’nda kargir bir konakta mekân tutmuş olan modern mekteplerden Şemsü’l-Maarif’e kaydedildi. Refik Halit kışın Veznecilerde Şemsü’l-Maarif Mektebi’ne, yazları ise yarı resmî ismi Mekteb-i Latif olan Göztepe ile Erenköy arasında bulunan Taş Mekteb’e devam ediyordu. On iki yaşına gelince, 1901 yılında Mekteb-i Sultani yani Galatasaray Lisesi’nin yatılı kısmına verilmiş, 1907 yılında Galatasaray’ı bırakıp, Hukuk Mektebi’ne başlamıştır. Hukuk Mektebi’ne devam ederken o vakitler çoğu talebenin yaptığı gibi okul dışında bir iş bulmuş, Maliye Nezareti Devair-i Merkeziye Kalemi’ne kâtip olmuştur. Karay, 1908 yılında Hukuk Mektebi ikinci sınıfındayken bu okulu da bitiremeden ayrılmıştır.

Refik Halit, Ağustos 1908 sonlarında gazeteciliğe mü­tercim ve muhabir olarak günlük yayımlanan Servet-i Fünûn’da başla­mıştır. Servet-i Fünûn’a para almadan girmiş gazeteciliği öğrenmiştir. Bu dergide mütercimlik, musahhihlik, muhabirlik ve mürettiblik gibi muhtelif vazifeleri şevk ve hevesle ifa etmiştir. Servet-i Fünûn dışında diğer akşam gazetelerinde de ilk satırları yayımlanmaya başlanmıştır.

II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte süratli bir şekilde gazetecilik hayatına başlayan Refik Halit aynı zamanda edebiyat alanında da çalışmalarının ilk nüvesini oluşturmaya başlamıştır. Millî heyecanın tahriki için tarihî tetkikler kanalından Müfit Ratıp ile birlikte hazırladığı “Kanije Müdafaası ve Tiryaki Hasan Paşa” isimli bu eser, Manukyan Tiyatrosu tarafından sahneye konulunca büyük bir ilgiyle karşılanmıştır.

Çok yönlü yazı faaliyetlerinin içinde yer alan Refik Halit, Celal Esat ve Salah Cimcoz’un 1910 yılında beraber çıkardıkları Kalem dergisinde “Kirpi” takma ismiyle yazılar yazmıştır. Daha sonra Eşref ve karikatürist Cem Bey’in Cem dergisinde de politik hiciv içerikli yazılar neşretmiştir.

Balkan Savaşları’nın bütün şiddetiyle devam ettiği yıllarda 23 Ocak 1913 tarihinde İttihat ve Terakki Hükümeti iktidarı tekrar ele geçirebilmek amacıyla bütün güçlerini toplayarak Babı Ali’yi bastı. İttihat ve Terakki artık tam anlamıyla iktidar oldu. İttihat ve Terakki’nin muhalifleri 11 Haziran 1913’te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’yı öldürerek bu duruma cevap verdiler. Mahmut Şevket Paşa’nın suikast sonucu vurulmasından sonra iktidarını iyice sağlamlaştıran İttihat ve Terakki Partisi’nin, üç önemli isminden biri olan Cemal Paşa bu olaydan beş altı gün sonra sekiz yüz kişilik bir tevkif listesi hazırlayarak parti muhaliflerinin büyük çoğunluğunu Sinop’a sürgüne göndermiştir. Yapmış olduğu basın yayın faaliyetleri nedeniyle sekiz yüz kişilik listede yer alan kişilerden biri de Refik Halit Karay’dır.

I. Dünya Savaşı nedeniyle sürgünlerin bulunduğu Sinop’un Ruslar tarafından bombalanması riski ortaya çıkmıştır. Yazar 1916 yılında bir grup sürgünle birlikte Çorum’a nakledilmiştir. Daha sonradan Refik Halit, Ankara’ya bir millî gün olan 10 Temmuz 1916 tarihinde gelmiş ve üç ay kalmış, Ankara yangını nedeniyle de Bilecik’e taşınmıştır.

Bu arada I. Dünya Savaşı’nın sonunun yaklaşması nedeniyle ülkenin genelinde siyasi atmosferde çok önemli değişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Talat Paşa’nın yurt dışında bulunmasını fırsat bilen Karay, Seyfullah Paşa vasıtasıyla İstanbul’a gitmek istediğini Cemal Paşa’ya bildirmiştir. Cemal Paşa da Bilecik’e tekrar dönmek şartıyla Karay’a on günlük bir müsaade vermiştir. Böylece on günlük izinle İstanbul’a gelen Refik Halit, Ziya Gö­kalp ve Küçük Talat Beylerle Yeni Mecmua’ya yaptığı bir ziyarette ta­nışmıştır. Ayrıca Bilecik’ten izinli olarak İstanbul’a gelişinin ikinci günün­de o zamana kadar hiç görmediği Cemal Paşa ile de görüşme imkanı yakalamıştır. Bu görüşmeden sonra Refik Halit’in, en büyük hasmı olan Talat Paşa’nın Sadrazamlık ettiği İstanbul’da Cemal Paşa’nın yardımını görerek rahatça dolaşmış ve tekrar Bilecik’e geri dönmemiştir.

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes antlaşmasının imzalanmasından sonra Yeni Mecmua’nın kapanması ve İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin yurt dışına kaçmasını müteakip Refik Halit, Vakit, Tasvir-i Efkâr ve Zaman gazetelerinde makaleler yayımlamıştır. Refik Halit, oldukça karışık bir dönem olan Mütareke devrinde bir yandan basın yayın faaliyetlerine devam ederken diğer taraftan da siyasete ilk adımını atacak gelişmelerin içinde bulunuyordu. Nitekim 4 Aralık 1918’de kurulan Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı.

Padişah Vahdettin, 3 Mart 1919’da istifa eden Tevfik Paşa Hükümeti yerine 4 Mart 1919 tarihinde Damat Ferit Paşa’ya hükümeti kurma görevini vermiştir. 4 Mart 1919 tarihinde ilk Damat Ferit Paşa kabinesinin teşkil edilmesinden sonra Refik Halit de Hürriyet ve İtilaf Fırkası umumî merkezine aza olarak girmiştir. Yeni hükümette Maarif Nazırlığını uhdesine alan Sabah gazetesi başyazarı Ali Kemal’den boşalan başmuharrirlik görevi Refik Halit’e verilmiştir. Yazar Sabah başyazarlığının yanı sıra aynı zamanda Türkiye Havas-Reuters Telgraf Ajansı Umum Müdürlüğünü de üzerine almıştır.

Bu arada Mütareke Döneminin sıkıntılı günleri içerisinde kurulan bu kabine içinde zaman zaman değişiklikler vücuda gelmiştir. Başlangıçta Posta Nazırlığı görevini üstlenen Mehmet Ali Bey, daha sonradan Dâhiliye Nazırı olmuştur. Bu esnada posta idaresinin kabine değişikliklerinden etkilenmemesi için Umum Müdürlüğe çevrilmesi düşünülmekte idi. Bu düşünce gerçekleşmiş ve Nezaret Posta-Telgraf Umum Müdürlüğüne dönüştürülmüştür. Damat Ferit Paşa, özellikle bu dönemde hayati öneme sahip olan bu müessesenin başına Düyun-u Umumîye Müfettişlerinden Ermeni Oskan Efendi’yi getirmeyi planlamaktaydı. Ancak onun bu düşüncesi kabine üyelerinin şiddetli itirazlarına maruz kalmış ve Sıhhıye Eski Umum Müdürü Adnan Adıvar Bey’in teşviki, Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’in tavassutu ve Refik Halit Karay’ın bizzat isteği doğrultusunda Damat Ferit Paşa Posta-Telgraf Umum Müdürlüğü’ne Refik Halit’i atamış ve 12 Nisan 1919 tarihinde yazar görevine resmen başlamıştır. Umum Müdür olması nedeniyle Sabah gazetesindeki yazılarına da son vermiştir. Karay’ın bu üçüncü memuriyeti ile ilgili iradeler aynı gün akşam arz olunmuş ve ertesi günü çıkmıştır. Böylece Refik Halit, on bin kuruş maaşla devlet makamlarından en büyüklerinden ve en önemlilerinden, dünkü bir nezaretin başına hem de nazırlardan daha nüfuzlu müdür olarak geçmiştir.

İzmir’in işgali üzerine 15/16 Mayıs 1919 gecesi Damat Ferit Hükümeti istifa etti. Bu arada Refik Halit telgrafla alabildiği bütün haberleri sadra­zama bildirmekteydi. 19 Mayıs’ta kabinedeki bazı küçük değişikliklerle ikinci Damat Ferit Paşa Hükümeti kuruldu ve Dâhiliye Neza­reti’ne Ali Kemal Bey getirildi. Ancak İzmir’in işgali yalnız şehirle sınırlı kalmamıştı. Yunan kuvvetle­ri civarda ileri hareketlerine devam ediyorlardı. Refik Halit, telgraf merkezine gönderdiği bir tamimde “Siz askersiniz, asker sayılırsınız, en son dakikaya kadar vazife ve makine başında duracak ve merkezî ha­diselerden haberdar edeceksiniz” demişti. Bu emre bütün telgraf memurları uymuşlardır.

Bu arada II. Damat Ferit Paşa Kabinesi’nin kurulduğu gün; Trablusgarp Savaşı’ndan bu yana özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında çeşitli cephelerde büyük muzafferiyetler kazanmış olan Mustafa Kemal Paşa, IX. Ordu Kıtaat Müfettişi sıfatıyla Samsun çevresinde yerel halkla Rumlar arasındaki karışıklıkların önlenmesi için Samsun’a gönderilmişti. 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a gelen Mustafa Kemal, 25 Mayıs 1919 tarihinde de Havza’ya vasıl oldu ve 15 Mayıs’ta İzmir’in işgal edilmesiyle birlikte başta Redd-i İlhak Cemiyeti’nin faaliyetlerini ve ülkenin birçok yerinde meydana gelen protesto hareketlerini yakından takip etti. Nitekim 28-29 Mayıs 1919 günü Havza’dan bütün memlekete, kumandanlarla, mülki amirlere millî teşkilat kurmaları, miting tertip etmeleri yolunda bir tamim göndermiştir.

Yaşanan olaylar nedeniyle ülkede gerginliğin gittikçe arttığı bu dönemde Aydın’daki Redd-i İlhak Cemiyeti Anadolu’nun diğer şehir ve kasabalarına telgraflar göndererek, halkın silahlanıp İzmir’e doğru akın akın gelmesini istiyordu. Damat Ferit Hükümeti tarafından müthiş bir kargaşaya sebebiyet vermesi pek mümkün bir olay olarak görülen bu hareket, mütareke “mucibince umumî işgal ve İstanbul’un kaybı ile neticelenebileceği” nedeniyle önlenmek istendi. Bu amaçla Dâhiliye Nazırı Ali Kemal, Redd-i İlhak Cemiyeti tarafından verilecek telgrafların katiyen kabul edilmemesi ve tazyik altında olsa bile çekilmemesini Refik Halit’e emretti. Bu emir üzerine Refik Halit, posta ve telgraf baş müdüriyetlerine 16 Haziran 1919 tarihinde şu genelgeyi göndermiştir: “Redd-i İlhak Cemiyeti tarafından verilecek telgrafnamelerin kabul edilse dahi keşide olunmaması muktezidir. Servis olarak katiyen kabul etmemelidir. Hilafında hareket şiddetle mesuliyeti dâi olacaktır.”

Amasya Tamimi’nin hazırlandığı ve yayımlanmasından beş gün önce Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin böylesine bir genelge yayımlaması Mustafa Kemal Paşa’yı derhâl harekete geçirdi. İşgallerin hızla devam ettiği bir ortamda merkezi hükümetin bu tavrına oldukça sert bir tepki verdi. Önce vilayetlere, daha sonra umum müdürlüğe gönderilen telgraflarla, gerekli ve kararlı uyarılar yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın, Refik Halit Karay’ın, hükümetin isteği doğrultusunda vilayetlere gönderdiği genelge karşısında şu telgrafı vilayetlere göndermiştir: “Posta ve Telgraf Başmüdürlüklerine Telgrafla Tamim: 1- Müdafaa-yı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerinin verecekleri telgrafların keşide kılınmaması hakkında Posta ve Telgraf Müdüriyet-i Umumîyesinden umum telgraf memurlarına emir verildiğini duydum. Milletin sadasını boğarak hukuk-u meşruasını talebden menetmeğe ve vatanın mahvına sebep olmaya matuf olan bu emri, hiçbir namuslu telgraf memurunun icra edeceğini ümit etmem, fakat böyle bir namussuzluğa cüret edecek olanlar olur ise derhâl divanı harplere tevdi ve işarını emreylerim. 2- Baladaki emrin kolordulara verildiği. 20 Haziran 1919, Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal”

Bu gelişmeler, Refik Halit açısından belalı bir durum yaratmıştı. Telgraf müdürlerinin içine düştükleri duruma bir çare bulmak gereki­yordu. Zira kendisini dinleseler divânı harbe verilecekler, Mustafa Kemâl Paşa’nın emrini yerine getirseler azledileceklerdi. İçişleri Ba­kanlığı’na telgrafla başvurarak, Mustafa Kemal’in telgraf haberleş­mesine engel olan memurların divânı harbe verileceğini ilân ettiğini hatırlatarak, yarını beklemeden hemen kesin teşebbüslerde bulunmak gereğini arzetti. Zira emri veren Dahiliye Nâzırıydı ve neticesini düşünmek de ona düşerdi.

Ali Kemal verdiği cevapta, bu tehditlere önem verilmemesini, hükümet tarafından verilen emirlerin harfiyen yerine getirilmesini istedi. Mustafa Kemal, 24 Haziran’da, Ali Kemal Bey’i ve 16 Haziran tarihli genelgesinden dolayı da Refik Halit Bey’i padişaha şikayet etti. Bu telgrafta, merkezin davranı­şını millet vicdanının hiç bir zaman affetmeyeceğini ve bunun millette, merkezî hükümete karşı güvensizlik doğuracağına işaret ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa’dan umum müdürlüğe de 20.06.1919 tarihinde şu telgraf çekilmiştir: “Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğüne Telgraf: Posta ve Telgraf Müdüriyet-i Umumîyesinin telgrafhanelere Müdafaa-yı Hukuk-u Millîye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri tarafından verilecek telgrafnamelerin keşide edilmemesi hakkında bir emir verdiğini istihbar eyledim. Aydın Vilayeti’nin tahliyesine saiki-yegane olan sada-yı milleti boğmaktan, vatanın hayat-ı istiklaline karşı birleşen vicdanı umumî-yi millîyi ifnadan başka hiçbir şeye hamlolunamayacak olan böyle caniyane bir teşebbüsün atiyen mucip olacağı mesuliyet-i azimenin teemmül ve idrak edilememesi badii teessürdür. Bu emrin hemen geri alınarak milletin itimat ve emniyetine zerre kadar hâlel getirilmemesi lüzumunu arzetmeye vazife-i vicdaniye telakki eylediğim maruzdur. Makam-ı Celil-i Sadaret-i Uzmaya, Harbiye Nezaret-i celilesine arzolunmuştur. 20 Haziran 1919. Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal.”

Refik Halit, Mustafa Kemal Paşa’nın asıl hedefinin umum müdürlük değil hükümet olduğunu belirtmektedir. Bu durumda Refik Halit, İstanbul ile Anadolu arasında sıkışıp kalmıştı. Belki istifa ederek Millî Mücadele’yi desteklemese bile en azından tarafsız kalma yolunu seçebilirdi. Ancak o tercihini çoktan yapmış ve İstanbul Hükümeti’ni seçmişti. Keza bu seçiminde yalnız değildi. Babasının da üye olduğu ve İngiliz parasıyla İngiliz politikasının savunuculuğunu üstlenen ve Türkler tarafından kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti de Millî Mücadele’nin karşısında idi. Cemiyetin lideri konumunda olan Sait Molla, Anadolu’daki belediyelere gönderdiği telgraflarda İngiliz mandasını ve koruyuculuğunu biricik kurtuluş yolu olarak bildirmişti.

Bu gelişmelerin yaşandığı günlerde Sadrazam Damat Ferit Paşa, Paris’te Osmanlı Devleti’nin sulh ve selâmeti için ümitsiz bir mücadele verirken, İstanbul’daki kabinesinin vaziyeti kar­makarışık bir hâl almıştı. İkinci Damat Ferit kabinesinin en kuvvetli nazırlarından birisi sayılan ve sadrazamın İstanbul’da bulunmadığı sı­ralarda ona vekâlet eden Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi ile bir kısım kabine azası Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilmesine esasen baştan beri şiddetle muhalif bulunuyorlardı. 23 Haziran günü toplanan Meclis-i Vükelâ, onun posta işlerine müdahalesi ve halkı hükümete karşı tahrike teşebbüs ettiği gerekçesiyle azletti. Aynı gün Dahiliye Nazırı Ali Kemal gönderdiği bir tamim ile valiliklere şu emri verdi: “Mustafa Kemal azledildiğinden kendisiyle hiç bir muamele-i resmîyeye girişilmemesi ve umur-ı hükümete müteallik hiç bir matlûbu­nun isaf edilmemesi katiyetle talep olunur.” Ayrıca Refik Halit’e, onun artık azledilmiş olduğunu posta başmüdüriyetlerine bildirmesini söylemiştir.

Ancak günler geçmekte fakat azil ira­desi gazetelerde görülmemektedir. Çünkü Harbiye Nazırı Şevket Tur­gut Paşa azil işlemini yürürlüğe koymamıştır. Böyle bir zamanda alınan bu azil kararı Harbiye Nâzırı Şevket Turgut Paşa’yı son derece sinirlendirmişti. Bir ordu kumandanının Harbiye Nezâreti’nin muvafakatı hatta haberi olmadan sivil makamlar tarafından azline kalkışılmasını büyük bir izzet-i nefis meselesi yapmıştı. Mustafa Sabri Efendi’nin eli kolu bağlanmış bir şey yapamıyordu. Zira sadrazam vekili olarak istifa edip edemeyeceği, ederse ne olacağı belli değildi. Zaten Damat Ferit Paşa hiç bir surette istifa etmemesini istemişti ve padişah da aynı görüşteydi. Bu arada Mustafa Kemal Paşa fiiliyatta da­ha da ileri giderek, Erzurum Posta ve Telgraf Başmüdürünü İstan­bul’dan gelen tamimlere itaat ettiğinden dolayı tevkif ve hapsetirmişti. Nihayet 26 Haziran günü vükela meclisinde Ali Kemal Bey ile Şevket Turgut Paşa arasında azil meselesinden dolayı şiddetli bir tar­tışma oldu. Bunun üzerine Şevket Turgut Paşa istifa etti.

Fakat bu istifaya karşılık meclisteki diğer nazırlar, Ali Kemal’in de istifasını istediler. Sabri Efendi, Ali Kemal Bey ve Refik Halit arasında yapılan bir durum değerlendirmesi neticesinde Ali Kemal durmak imkânı yoktur diyerek, artık görüşmeden bıkmış bir hâlde istifasını vermek için saraya gitti. Böylece iki nazır da istifa etmiş oldular.

İstanbul’da bu olaylar olurken, Mustafa Kemal, Anadolu’daki hareketin aksamadan devamı için teşebbüslerini sürdürüyordu. Mustafa Kemal’in telgraf teşkilatına gönderdiği 4 Temmuz 1919 tarihli yazı başmüdürlerin telaşını arttırmıştır. Zira hepsine azledilmediği hâlde Ali Kemal ile Refik Halit’in, kendisinin azledildiği yalanını yaydıklarını, bunun saltanat ve devlet haysiyetine saldırı olduğunu, padişaha ve diğer yerlere çek­tikleri telgraflara engel olmaya kalkışan Erzurum Başmüdürü ile Mer­kez Müdürünü üzerindeki devlet haysiyetini korumak üzere tutukla­tıp divânı harbe verdiğini bildiriyordu. Bunun üzerine Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit, 5 Temmuz tarihinde Şeyhülislâm ve Sadrazam Vekili Mustafa Sabri Efendi ile Harbiye Na­zırı Ferit Paşa’ya makama değil, isme hitap ederek “… posta memurla­rını hapse cüret eden Mustafa Kemal’in hakkından gelinmesini vata­nın selâmeti adına istirham ettiğini” bildirdi.

Görüldüğü üzere Posta Telgraf Umum Müdürlüğü vazifesini üzerine alan Refik Halit, bir anda gelişen dönemin olağanüstü koşulları ve olayları nedeniyle kendini oldukça güç ve mücadele edilmesi zor bir pozisyonda bulmuştur. Yazar kendini Anadolu’da gelişen Millî hareket ile İstanbul’da bağlı olduğu hükümet arasında bulmuştur.

Bu arada 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi toplanıyor; Sivas Kongresi yavaş yavaş var oluyor, Erzu­rum ve civarı tamamen Mustafa Kemal Paşa’nın nüfuzunda bulunu­yordu. Bu beklenen kongre, hükümet şeklini değiştirecek mahiyette görüldüğünden merkez telaş içinde, ne yapacağını bilmiyor, döne dolaşa en nihayet yine telgraf şebekesine başvuruyordu. Hükümetin verdiği emir üzerine Refik Halit, 8 Ağustos 1919 ta­rihinde belli bazı posta müdüriyetlerine; “Teşkilât-ı Millîye ve Kongre adlarıyla telgraf çekenlerin ve bunları kabul eden memurların ceza­landırılacağını” bildiren bir genelge yayımladı. Refik Halit, bu genelgenin her yerde etkili olduğunu, Erzurum’un artık ciddi bir kor­don altına alındığını düşünüyordu. Fakat bu kordonun zayıf noktası Sivas olmuş ve bir süre sonra Refik Halit’in oradaki başmüdürü azle­dip, yerine yenisini atamaya kalkışması tesirsiz kalmış, eski başmüdür görevine devam etmiştir. Refik Halit’in başarılı bir engelleme diye nitelediği, telgraf kor­donuna rağmen, komutanlar arasında şifreli haberleşmenin artması Millî Mücadele hareketine karşı yapılan engellememin bu yolla atlatıl­dığını gösteriyordu. Damat Ferit Paşa tarafından 15 Ağustos’ta Harbi­ye Nezaretine getirilen Süleyman Şefik Paşa ve Dahiliye Nazırı bu­na mani olmak için bir çare bulmuşlardı. Bir tamim hazırlamışlar ve Refik Halit tarafından 17 Ağustos’da, İzmir hariç, bütün merkezlere gönderilen bu tamimle; “Askerî makamların birbirleriyle ve maiyetleriyle haberleşmede bulunamayacakları, şifreli haberleşme gerekiyorsa bunu ancak Harbiye Nezareti aracılığıyla yapabilecekleri” bildiril­di.

Buna ordudan büyük tepki gösterildi. Kazım Karabekir Paşa bu genelgeye uyulmamasını, bunu uygulamaya kalkışacakların harp diva­nına verilmesini istedi. Ayrıca Süleyman Şefik Paşa’ya uzun ve pek ağır bir protesto telgrafı çekti. Mustafa Kemal ise, haberleşmenin hayati bir mesele olduğunu, en etkili çareye başvurmak gerektiği­ni, bunun da telgraf merkezlerinin halk tarafından işgal edilmesi ve Posta Telgraf Genel Müdürü Refik Halit’in görevden alınıp, divan-ı harbe verilmesini gerektirdiğini bildirdi. Fakat bu arada İstanbul Hükümeti gösterilen tepkiler üzerine ordunun haberleşmesiyle ilgili kararı­nı dört gün sonra geri almak zorunda kaldı. Bunu da 21 Ağustos tarihli tamimle yaptı. 4 Eylül’de ülkenin her tarafından gelen üyelerin katıldığı Sivas kongresi başladı. Mustafa Kemal başkan seçildi ve kongredeki görüşmeleri yönetti. 12 Eylül sabahı umumî kongre heyeti meşru bir hükümet iş başına gelinceye kadar İstanbul ile bağlantısını kestiğini her tarafa duyurdu. Ayrıca bu durumu yabancı devlet temsilcilerine de bildirdi. Damat Ferit Paşa, bütün bu gelişmeler sonunda güç bir durumda kaldı. Nitekim kendi adamlarına karşı olan güvenini kaybetmiş, on­ların da Damat Ferit’e karşı bir itimadı kalmamıştı. Bunu da Refik Halit’e söylediği; “İşte bu mühr-i saadetdir, bunu basmadığım hiçbir telgrafnâmeyi keşîde etmeyeceksiniz, etrafımdakilere emniyetim yok” sözlerinden anlaşılmaktadır. Nihayet 30 Eylül 1919 tarihinde Da­mat Ferit Paşa üçüncü defa sadaretten istifa etti. Yerine, 2 Ekim’de Millî Mücadele’nin lehinde olmasa bile tavırlarıyla onlara karşı olma­yan Ali Rıza Paşa geçti. Anadolu, Damat Ferit Paşa Hükümeti’nde görev almış bazı kişilerin derhâl tevkif edilerek divan-ı harbe gönderilmelerini talep etmiştir. Refik Halit de birkaç gün sonra Posta-Telgraf Umum Müdürlüğü görevinden istifa etmiştir.

İstifasından sonra Âlemdar gazetesinde “Nakş-ı Berâb” serlevhası altında ve Aydede imzasıyla fıkralarını yayımlamaya başladı. Kendisi, bu gazetede çalışırken siyasi olaylarla ancak yazılarına konu olsun diye yazı yazacak kadar ilgilenmiş ve siyasi hayata girmek istememiştir. Refik Halit’in Âlemdar’daki Millî Mücadele karşıtı yazılarına baktığımız zaman, mizahi uslubu ile oldukça ağır eleştiriler yaptığını görmekteyiz. Ayrıca yazar bu yazılarında Aydede ve Kirpi müstear isimlerini kullanmaya devam etmiştir.

Refik Halit Karay, 3 Ocak-4 Nisan 1920 tarihleri arasında Âlemdar’da yayımladığı Refik Halit imzalı başmakalelerinde ve “Nakş-ı Berâb” köşe­sindeki Aydede imzalı mizahi yazılarından verilen bazı örneklerde, onun Anadolu’daki Millî Mücadele hareketine ve Mustafa Kemal’e karşı olan tavırlarının ciddi bir muhalefete dönüştüğünü görmekteyiz. Bunun nedenini ise İttihat ve Terak­ki düşmanlığına ve Millî Mücadele hareketini de bir İttihatçı hareketi olarak görüp, başarılı olabileceğine inanmamasına bağlayabiliriz.

Karay, Millî Mücadele karşıtı tavır ve yazılarına devam ederken, 2 Ekim 1919’da kurulan Ali Rıza Paşa kabinesi 3 Mart 1920’de istifa etmiş; yeni kabineyi, 8 Mart 1920’de diğer İstanbul Hükümetlerine nazaran Ankara Hükümeti ile daha sıcak ilişkilere sahip olan Salih Paşa kurmuştur. Ancak bu kabine oldukça kısa ömürlü olmuş, kabinenin Ankara ile olan ilişkileri işgalci devletleri rahatsız etmiş ve nitekim 5 Nisan 1920’de dördüncü Damat Ferit Paşa Hükümeti kurulmuştur.

Damat Ferit Paşa, Refik Halit’i eski bürokratlarından olması nedeniyle tekrar yeni bir görevde değerlendirmek istedi. Kendisine Matbuat Umum Müdürlüğü’nü önerdi. Ancak Karay, eski görevine göre daha alt düzeyde bir makam olarak gördüğü için bu öneriyi kabul etmedi. Bunun üzerine Refik Halit’in eski görevine iade edilmesi kararlaştırıldı. 17 Nisan 1920’de Refik Halit, ikinci kez Posta ve Telgraf Umum Müdürü oldu. İkinci Umum Müdürlüğü sırasında, görevi dışında siyasi olaylarla pek ilgilenmedi.

Yakup Kadri hatıratında Refik Halit’in hiç bir zaman düşmanla işbirliği eden Hürriyet ve İtilaf elebaşlarıyla beraberliğinin olmadığını hatta bunlardan iğrenerek selamı sabahı kestiğini, sonra bazı alafranga ailelerin ahbaplık etmekten şeref duydukları İtilaf Devletleri’nin su­baylarından hiç biriyle tanışmak istemediğini ve tanışmadığını yazmak­tadır.

Ancak ilerleyen günlerde Refik Halit de Damat Ferit Paşa ve etrafındakiler aleyhinde konuşmalar yapmasından dolayı, Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü’nden 26 Eylül 1920 tarihinde azledildi. Bu azil kararı ile birlikte Refik Halit’in bürokratlık ve memurluk yaşamı sona erdi. Bu olaydan sonra asıl mesleği olan gazeteciliğe döndü ki kısa bir süre sonra Damat Ferit Hükümeti de 17 Ekim 1920’de düşmüştür.

Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü görevinden istifa ettikten sonra sanat ve edebiyat çevreleriyle ilgilenmek isteyen Refik Halit’in niyeti Peyâm-ı Sabah gazetesinde çalışmaktı. Refik Halit’in memuriyetten çekilmesinden oldukça memnun olan Ali Kemal Bey derhal ona gazetede çalışmaya başlaması teklifinde bulundu. Hatta ertesi günü gazetede ilan edilmek üzere bir de varaka yazıp matbaaya göndermişti. Fakat gazetenin sahi­bi Mihran Efendi, Damat Ferit Paşa’dan çekindiği için onu gazetesine almaya korkmuş ve yazıyı yayımlatmamıştı. Ancak, 17 Ekim 1920 tarihinde Ferit Paşa Hükümeti düştük­ten sonra adı geçen gazetede Nakş-ı Berab Serlevhası altında yazılarını yayımlamaya başlamıştır.

Bu arada, II. Meşrutiyet’in ilanından bu yana matbuat faaliyetlerinin içinde olan Karay, edindiği tecrübelerden Peyam-ı Sabah’tan aldığı para ile geçinmekte zorluk çekmesinden ve makalelerinin gördüğü rağbetten de cesaret alarak kendi gazetesini çıkarmak istemiştir. Galatasaray Sultanisi’nden ayrılmasına neden olan ve bu dönemde Fransız Sefarethanesinde bulunan Müdür Muavini Mösyö Feuillet’in yardımıyla gereken izni almış ve 2 Ocak 1922 tarihinde Aydede’nin ilk sayısını çıkarmıştır. 2 Ocak 1922’den 9 Kasım 1922’ye kadar toplam 90 sayı çıkan mecmuaya padişah Vahdettin de iki yüz lira ödeyerek abone olmuştur.

Bu arada, Mudanya Mütarekesi’nden sonra imzalanacak Lozan Barış Antlaşması’nın hazırlık çalışmaları sürdürülürken; İtilaf Devletleri’nin müzakerelerde iki başlılık yaratmak ve Türk tarafını güç duruma düşürmek istemesi amacıyla İstanbul Hükümeti’ni de Lozan’a çağırması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılmıştır. Nitekim 4 Kasım 1922 tarihinde Osmanlı Devleti’nin son kabinesini kuran Tevfik Paşa Hükümeti istifa etmiş ve Osmanlı Devleti genel anlamda tarih sahnesinden çekilmiştir.

Ne Refik Halit’in ne de diğer muhaliflerin İstanbul’da artık can güvenliği kalmamıştır. Nitekim 9 Kasım 1922 Perşembe günü eşi Nazıma Hanım ve büyük oğlu Ender’le birlikte İstanbul’dan ayrılmış, bu arada vapur İzmir limanına uğramış ve bu limanda aranarak çeşitli kontrollerden geçirilmiş ve nitekim Beyrut’a ulaşmıştır. Böylece Karay’ın 1938’e kadar sürecek olan ikinci ve en uzun sürgün dönemi başlamıştır.

Refik Halit, Beyrut’a geldiği zaman cüzdanında yalnızca VI. Mehmet Vahdettin’in, Aydede’ye abone bedeli olarak gönderdiği iki yüz Türk lirası vardır. Bu nedenle ilk zamanlarda büyük bir maddî sıkıntı çekmiştir. Fa­kat bu durumu belli etmemeye çalışmıştır. Aradan yıllar geçtikten sonra, TBMM’nde 16 Temmuz 1938 tarihinde kabul edilen kanunla 150’likler affedildi.

Refik Halit bu dönemde ikinci eşi Nihal Hanımın da tesiriyle yeni rejime açıktan açığa taraftar yazı­lar yazmaya başlamıştır. Görünen oku ki, 1928 yılından itibaren yazarın yeni rejime ve liderlerine bakışında çok keskin bir değişme olmuş ve artık Cumhuriyet rejimini benimsemiştir. Hatta 1 Kasım 1928 tarihinde gerçekleşen harf inkilabını, Türkçeye ve Türk edebiyatına büyük yenilik getireceğini düşünürek yürekten desteklemiştir.

Refik Halit Halep’te otururken, o zaman buranın bir sayfiyesi durumunda olan Antakya’ya sık sık gidip geliyordu. Orada görüştüğü Antakya gençlerinden bir grup da, memleketlerinin Türklüğü davasını gütmekte, düşüncelerini yaymak için de önce Yeni Mecmua sonra onun yerine Yeni Gün adlı gazeteyi çıkarmaktaydılar. Refik Halit, Türkiye ile irtibatı olan bu Kemalist gençlerle, samimi münasebetlerde bulunmakta ve dava hakkında, onların heveslerini artırıcı bir yol izle­mekteydi.

1938’de çıkartılan umumî afla yurda dönen Refik Halit, yazı faaliyetlerine kaldığı yerden devam etmiş ve Tan gazetesinde “Hafta Muhasebesi Serlevhası” altında makalelerine başlamıştır. Artık hiçbir surette siyaset ve politikayla ilgilenmeyen Karay; fıkra, hatıra, tefrika ve ağırlıklı olarak roman türünde eser vermeye başlamıştır. 1948-1949 yıllarında Aydede dergisini ikinci defa yayımlamıştır. Bu dergiyi, 125 sayı yayımlamakla birlikte pek uzun sürmeyen bir zamanda Aydede’nin yayın hayatına son verip, yeniden çeşitli gazetelerde romanlarını tefrika ederek ve edindiği engin tecrübelerin neticesi olan hatıralarını neşrederek yazın hayatına devam etti.

18 Temmuz 1965 tarihinde hayata veda etti. Zincirlikuyu mezarlığına defnedildi.

Yenal ÜNAL

KAYNAKÇA

ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Haz. Zeynep Korkmaz, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2003.

EBCİOĞLU, Hikmet Münir, Kendi Yazılarıyla Refik Halit, Semih Lütfi Kitabevi, İstanbul 1943.

KANDEMİR, Feridun, Millî Mücadele Başlangıcında Mustafa Kemal Arkadaşları ve Karşısındakiler, Yakın Tarihimiz Yayınları, İstanbul 1964.

KARAER, Nihat, Tam Bir Muhalif Refik Halit Karay, Temel Yayınları, İstanbul 1998.

KARAY, Refik Halit, “Bir İnsafsız”, Peyam-ı Sabah, Nu 11531, 28 Kânunuevvel 1921.

KARAY, Refik Halit, “Biz Hainler, Biz Vatan Hainleri”, Alemdar, Nu 401/2701, 22 Kânunusani 1920.

KARAY, Refik Halit, “Bugünün Süngüleri”, Alemdar, Nu 409/2709, 30 Kânunusani 1920.

KARAY, Refik Halit, “Hani Böyle Olmayacaktı”, Alemdar, Nu 473/2773, 04.04.1920.

KARAY, Refik Halit, “Hata Ettik Hata”, Alemdar, Nu 413/2713, 03 Şubat 1920.

KARAY, Refik Halit, “Isırgan Otu”, Alemdar, Nu 471/2771, 02 Nisan 1920.

KARAY, Refik Halit, “İstikbale Dair”, Aydede, Nu 1, 02 Kânunusani 1922.

KARAY, Refik Halit, “Kabahat Postada-Bunlar Onlar Değil Mi?”, Alemdar, Nu 396/2696, 16 Kânunusani 1920.

KARAY, Refik Halit, “Lenin Yerine Grinin mi?”, Alemdar, Nu 383/2683, 03 Kânunusani 1920.

KARAY, Refik Halit, “Meclisteki Cereyanların Membaı”, Alemdar, Nu 415/2715, 05 Şubat 1920.

KARAY, Refik Halit, “Meslek Bahsi”, Aydede, Nu 1, 02 Kânunusani 1922.

KARAY, Refik Halit, “Mütecanis Kabine”, Sabah, Nu 10525, 05.03.1919.

KARAY, Refik Halit, “Oradakilere Dair”, Peyam-ı Sabah, Nu 11117, 03 Teşrinisani 1920.

KARAY, Refik Halit, “Topuna Hoş Amedi”, Alemdar, Nu 412/2712, 02 Şubat 1920.

KARAY, Refik Halit, “Ve Bay Müthiş; İttihatçılık mı?”, Alemdar, Nu 27/2627, 07 Teşrinisani 1919.

KARAY, Refik Halit, “Zamane Fıkraları”, Aydede, Nu 90, 09 Teşrinisani 1922.

KARAY, Refik Halit, Bir Ömür Boyunca, 2. Baskı, İletişim Yayınevi, İstanbul 1996.

KARAY, Refik Halit, Minelbab İlelmihrab (Mütareke Devri Anıları), 2. Baskı, İnkılâp Yayınevi, İstanbul 1992.

KARAY, Refik Halit, Nilgün, 4. Baskı, İnkılâp Yayınevi, İstanbul 1986.

KARAY, Refik Halit, Sakın Aldanma, İnanma, Kanma, 2. Baskı, Semih Lütfi Yayınevi, İstanbul 1940.

ÜNAL, Yenal, Yakın Dönem Türk Tarihinde Refik Halid Karay, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2013.


17/09/2021 tarihinde https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/refik-halit-karay-1889-1965/ adresinden erişilmiştir

Benzer Yazılar