Atatürk Dönemi Türkiye-İran İlişkileri

Atatürk Ansiklopedisi sitesinden

1919–1923 yılları arasında Ankara ile İran hükûmetleri arasındaki ilişkiler, diğer doğu ülkeleriyle kurulan ilişkilere oranla daha mesafeli olmuştur. Moskova-Ankara -Kabil-Tahran arasında ikili antlaşmalar yapılması ve böylelikle İngiliz emperyalizmine karşı bir cephe oluşturulması amacıyla SSCB’nin yoğun çaba sarf etmesine rağmen, bu dört ülke içinde sadece Türkiye ve İran arasında bir antlaşma imzalanamamıştır. Bu durum üzerine Türkiye, İran ile ilişkilerin gelişmesi için daha fazla çalışmaya karar vermiş, bu arada Rıza Han’ın gayriresmî elçisi de Ankara’ya gelerek görüşmelerde bulunmuştur. Dönemin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) 21 Haziran 1921’de Meclis’te yaptığı konuşmada: “İran’la ilişkilerde somut bir adım atmak üzere olduklarını” ilan etmiştir. İran’la ilk resmî temas ise ancak bir yıl sonra, Haziran 1922’de, İran Eğitim Bakanı Mümtaz-üd Devlet’in başkanlığındaki bir heyetin Ankara’yı ziyareti vesilesiyle gerçekleşmiştir. Bu ziyarete karşılık vermek üzere Muhittin Paşa (Akyüz) başkanlığında bir heyet Tahran’a gitmiş, İran hükûmeti de 22 Haziran 1922 tarihinde Ankara hükümetini tanıdığını ve Mofakhan Eshag’ı Ankara büyükelçisi olarak atadığını açıklamıştır. Ankara hükûmetinin ilk Tahran büyükelçisi Muhittin Paşa da, 7 Şubat 1923’te güven mektubunu sunmuş, ancak İran ve Türkiye arasında bir dostluk antlaşması yine de imzalanamamıştır. Yüzyılların birikimi, Pan-Turancı politikalar, İngiltere faktörü, Kürt aşiretleri sorunu ve toprak talepleri anlaşmazlık konuları olarak sıralanmıştır. Atatürk’ü kendisine örnek alan Rıza Pehlevi, İran’da geniş çaplı ve köklü reformlar içeren bir batılılaşma projesi uygulamak istemiş, din adamlarının nüfuzunu kıramasa da, özellikle eğitim alanında birçok yenilikler yapmayı başarmıştır. Türkiye’de cumhuriyet ilan edilmesi İran’da önemli bir tartışmayı başlatmışsa da, 1924’te hilafetin kaldırılması cumhuriyet idaresinin zorunlu bir sonucu olarak algılanmıştır. 1925’te Muhittin Paşa yerine Tahran Büyükelçiliği’ne Mahmut Şevket Bey (Esendal) atanmış ve Rıza Pehlevi, yeni Türk büyükelçisini kabulünde Türkiye gibi cumhuriyet rejimine geçmeyi istediğini ama buna gücü yetmediği için şah olmaktan başka çaresi olmadığını açıklama gereği duymuştur. Bununla birlikte Rıza Pehlevi, eğitim sisteminde vatanseverlik, milliyetçilik ve Batılı düşüncelerin yerleşmesine önem verirken, orduyu düzenlenme ve kapitülasyonları kaldırma konularında da Atatürk ve Türkiye’ye yakın bir tavır benimsemiştir. Musul meselesinin tasfiye edilip Türkiye-Irak sınırının kesinleşmesinden sonra İran ile ilişkiler yoğunlaşmış ve ilk olarak sınır meselelerini çözmek amacıyla 22 Nisan 1926 tarihinde bir Güvenlik ve Dostluk Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmanın 1. maddesine göre, iki devlet arasındaki ilişkiler “ebedî dostluk” olarak nitelendirilmiş, diğer maddelerde de iki devletin birbirine karşı düşmanca tavırlarda bulunmayacakları ve taraflardan biri saldırıya uğrarsa diğerinin tarafsız kalacağı hükme bağlanmıştır. İmzalanmış olan antlaşma, sınır meselelerine son vermemiş; sınırda yaşanan olaylar huzursuzluk konusu olmaya devam etmiş ve hatta iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kesilmesi tehlikesi belirmiştir. Bu arada Ahmed Şah’ın tahttan indirilmesinin ardından Rıza Pehlevi, 25 Nisan 1926 tarihinde tahta çıkmıştır. 15 Haziran 1928 tarihinde imzalanan bir ek protokol ile 1926 Antlaşması daha etkin bir hâle getirilmiştir. Bu antlaşmanın 2. ve 3. maddelerinde dile getirilen pasif tarafsızlığın, ek protokolle aktif tarafsızlığa dönüştürülmesi iki ülke arasındaki sorunların çözümü çabalarında iyi niyetli bir başlangıç olarak kabul edilmiştir. Tüm bu gelişmelere rağmen sınırda çıkan anlaşmazlıklar ve ayaklanmalar iki ülke arasındaki ilişkileri zedelemiş; hatta 1930 Ağrı İsyanı sırasında iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir. Bunun üzerinde, yine 1930 yılında, “güvercin” olarak kabul edilen Tahran Büyükelçisi Mahmut Şevket Bey merkeze çağrılmış, yerine “şahin” olarak nitelenen Hüsrev Bey (Gerede) yeni Tahran Büyükelçisi olarak atanmıştır. Hüsrev Gerede’yle, İran’a gitmeden önce görüşen Başbakan İsmet Paşa, Hüsrev Bey’in Tahran’da üstleneceği sorumluluğu: “Senin durumun tıpkı, filolarını Çanakkale’ye dayayarak sefaret tercümanlarını Babıâli’ye gönderen ve sadrazama arzularını dikte ettiren Batılı devletlerin sefirlerine benzemektedir. Arkanda seferber olmuş bir ordu bulunmaktadır” biçiminde anlatmıştır. Hüsrev Bey’in Türkiye’nin sert ve kararlı tutumunu yansıttığı uzun soluklu görüşmeler, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey’in (Aras) Tahran’a gelmesiyle tamamlanabilmiştir. İran, Türkiye’nin yarattığı fiilî durumu ve toprak değişikliğini kabullenmiş, 23 Ocak 1932’de Tahran’da biri sınır hattının tespiti, diğeri de hukuksal alanda işbirliği konularını kapsayan Uzlaşma, Adlî Tesviye ve Hakem Antlaşması olmak üzere iki antlaşma imzalanmış; böylece Türkiye-İran sınırı kesin olarak belirlenmiştir. Ardından 14 Mart 1932’de bir sınır güvenliği antlaşması ve 5 Kasım 1932’de de 1926 antlaşmasını yenileyen Dostluk, Güvenlik, Tarafsızlık ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmalardan sonra, Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler, dostluk ve samimiyet içinde gelişmiştir. 1934’te de arazi üzerinde sınır tespiti çalışmaları bitirilmiş ancak küçük bir arazi parçası konusunda uzlaşma sağlanamayarak hakeme gidilmesine karar verilmiştir. Türkiye-İran sınır anlaşmazlığında seçilen hakem, Şah Rıza Pehlevi olmuş ve Şah, Türkiye lehine karar vermiştir. İkili ilişkilerde başlayan hızlı düzelme, Haziran 1934’te Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyaretiyle doruğa çıkmıştır. Türkiye’de kara ve deniz yoluyla bir ay boyunca seyahat eden ve bir bakıma Tebriz-Erzurum-Trabzon ticaret yolunu denetleyen Şah, Atatürk’ün kişisel dostluğunu kazanmıştır. Bu ziyaret sırasında Şah’a Tahran’dan beri eşlik etmekte olan ve dış politikadaki sertliğiyle tanınan Tahran Büyükelçisi Hüsrev Gerede görevden alınmış ve yerine Yunanistan-Türkiye uzlaşmasının mimarı olarak görülen Atina Büyükelçisi Mehmet Enis Akaygen atanmıştır. Böylece, Türkiye İran’a karşı artık sert bir üsluba gereksinim duymadığını göstermiştir. Yine 1934 yılında, Milletler Cemiyeti Konseyi’ne aday olan İran, kendisi gibi aday olan Türkiye lehine çekilerek uluslararası ortamda Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu göstermiştir. Aynı yıl, Türkiye de İran-Irak ve İran-Afganistan sınır tespitlerinde hakemlik yapmıştır. 2 Ekim 1935’te Cenevre’de İran, Irak ve Türkiye arasında bir antlaşma parafe edilmiş, bir ay sonra Afganistan da yapılan davete uyarak antlaşmaya katılmış ancak Irak’ın imza atması için iki yıl beklenmiştir. 1937 yılının Ocak ve Nisan ayları arasında iki ülke arasında çeşitli konularda işbirliğini öngören dokuz antlaşma imzalanmıştır. 27 Mayıs 1937’de imzalanan antlaşmayla da sınıra günümüzdeki biçimi verilmiştir. Buna göre Ağrı Dağı tümüyle Türk tarafına kalmış, karşılığında Van’ın Kotur bölgesinden verimli bir arazi İran’a bırakılmıştır. Bu tarihten sonra, sınır üzerinde yeni yöntemlerle işaretleme çalışmaları devam etse de, konu tümüyle gündemden düşmüştür. 8 Temmuz 1937’de Tahran’daki Sâdâbâd Sarayı’nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan dışişleri bakanları, Cenevre’de parafe edilmiş olan ve Sâdâbâd Paktı olarak adlandırılan metni imzalamışlar ve bu pakt 25 Haziran 1938’de onay işlemleri tamamlandıktan sonra yürürlüğe girmiştir. Bu yolla Türkiye ve İran, SSCB’nin çevrelenmesi politikasında müttefik hâline gelmiş, ancak Pakt adının çağrıştırdığı gibi askerî değil, tarafsızlık ve saldırmazlık antlaşması olarak tanımlanmıştır. 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün ölümü üzerine İran’da bir ay süreyle yas ilan edilmiştir.

Beril DEDEOĞLU


KAYNAKÇA

AKŞİN, Aptülahat, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasi, TTK, 1991.

ARMAOĞLU, Fahir, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2005.

ÇETİNSAYA, Gökhan, “Nükleer Kriz Eşiğinde İran ve Türkiye”, Cumhuriyet Strateji, 5 Haziran 2006.

GÖNLÜ­BOL, Mehmet, Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1995), Siyasal Kitabevi, Ankara 1996.

ORAN, Baskın, Türk Dış Politikası, Cilt I, İletişim Yayınları, İstanbul 2006.

SARAY, Mehmet,  Türk-İran İlişkileri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1999.

SOYSAL, İsmail, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, Cilt I, TTK, Ankara 1983.